Tasarım dünyasında yaratıcı olmak kadar müşteriyle doğru iletişim kurmak da önemlidir. Bir tasarımcı saatlerini bir proje üzerinde geçirirken gelen tek bir cümle, bazen bütün çalışma planını altüst edebilir. Üstelik bazı müşteri cümleleri o kadar klasik hale gelmiştir ki, tasarımcılar bunları daha duyar duymaz neyin geleceğini tahmin edebilir.
Dünyanın farklı yerlerindeki tasarımcıların deneyimlerinde de benzer ifadeler sürekli karşımıza çıkıyor. Özellikle belirsiz geri bildirimler, sınırsız revizyon talepleri ve tasarımın amacından uzak değişiklik önerileri, yaratıcı ekiplerin en çok zorlandığı konular arasında yer alıyor.
“Logoyu biraz daha büyük yapabilir miyiz?”
Belki de tasarım dünyasının en meşhur müşteri cümlesi bu.
Logo tasarımın içinde olması gereken görsel hiyerarşiye göre belirli bir ölçekte kullanılmış olabilir. Ancak müşteri logoyu yeterince dikkat çekici bulmadığında ilk çözüm olarak logonun büyütülmesini isteyebilir.
Üstelik bu talep yalnızca logo için de geçerli değildir. Butonlar, başlıklar, görseller ve diğer önemli alanlar için de “biraz daha büyük” önerisi gelebilir.
Asıl problem çoğu zaman logonun küçük olması değildir. Müşteri markasının yeterince öne çıkmadığını düşünüyor olabilir. Profesyonel tasarımcı ise bunun çözümünü yalnızca boyutu artırmak yerine görsel hiyerarşiyi düzenleyerek bulabilir.
“Biraz daha dikkat çekici olsun.”
Peki “dikkat çekici” ne demek?
İşte tasarımcının kabuslarından biri burada başlıyor.
Daha canlı renkler mi kullanılacak? Yazı tipi mi değişecek? Kontrast mı artırılacak? Daha fazla efekt mi eklenecek? Görsel mi büyütülecek?
Müşteri bunların hiçbirini açıkça belirtmeden yalnızca “biraz daha dikkat çekici” diyebilir.
Tasarımcı açısından sorun, geri bildirimin ölçülebilir olmamasıdır. Çünkü “dikkat çekici” kişiden kişiye değişebilir.
Daha iyi bir geri bildirim ise “başlığın diğer içeriklerden daha fazla öne çıkmasını istiyorum” gibi belirli bir hedef ortaya koyabilir.
“Make it pop!”
Türkçeye kabaca “biraz patlasın, öne çıksın” şeklinde çevrilebilecek bu ifade tasarımcılar arasında adeta bir klasik haline gelmiş durumda.
Renkleri mi değiştirelim?
Gölge mi ekleyelim?
Kontrastı mı artıralım?
Fontu mu değiştirelim?
Logoyu mu büyütelim?
İşin komik tarafı, müşterinin “pop” derken tam olarak neyi kastettiğini çoğu zaman kendisinin de bilmemesi.
“Ben bunu Canva’da 10 dakikada yaparım.”
Bu cümle özellikle freelance tasarımcıların duyduğu en can sıkıcı ifadelerden biri olabilir.
Dışarıdan bakıldığında tasarım yalnızca birkaç nesnenin ekrana yerleştirilmesinden ibaret görünebilir. Ancak profesyonel bir tasarımın arkasında araştırma, hedef kitle analizi, görsel hiyerarşi, tipografi, renk seçimi, kullanılabilirlik ve onlarca küçük karar bulunabilir.
Asıl mesele kullanılan program değildir. Önemli olan ortaya çıkan sonucun neden o şekilde tasarlandığıdır.
“Birkaç alternatif daha gösterebilir misiniz?”
Bu cümle tek başına kötü değildir.
Hatta belirli sayıda alternatif sunmak tasarım sürecinin doğal bir parçası olabilir.
Sorun, müşterinin neden farklı bir alternatif istediğini açıklamamasıdır.
“Bunu sevmedim.”
“Başka bir şey deneyelim.”
“Biraz daha farklı olsun.”
“Birkaç seçenek daha gönderin.”
Bu ifadeler tasarımcıya yeni bir yön vermediğinde süreç tahmin oyununa dönüşebilir.
“İlk tasarıma geri dönelim ama birkaç şeyi değiştirelim.”
Bu cümle daha da tehlikelidir.
Çünkü müşteri önceki tasarımı beğenmiş, ardından değişiklik istemiş, daha sonra yeni tasarımı görüp tekrar eski versiyona dönmek istemiş olabilir.
Sonuç?
Tasarımcı aynı fikirlerin etrafında tekrar tekrar dolaşmaya başlar.
Bu durum özellikle proje sınırları baştan belirlenmemişse ciddi zaman kaybına neden olabilir. Revizyonların önceden belirlenen kapsam ve süreç içinde yönetilmesi, bu tür sorunların önüne geçebilir.
“Her şey güzel ama içime sinmedi.”
Belki de cevaplaması en zor cümlelerden biri.
Çünkü müşteri aslında tasarımda neyi beğenmediğini bilmiyor olabilir.
Tasarımcı da sorunu bulmak için yeniden soru sormak zorunda kalır:
“Renklerde mi sorun var?”
“Yazı tipinde mi?”
“Yerleşimde mi?”
“Genel tarzda mı?”
“Rakiplerden farklı olmasını mı istiyorsunuz?”
Bu noktada iyi iletişim çok önemlidir. Profesyonel tasarımcı, cümleyi doğrudan değişiklik talimatı olarak uygulamak yerine müşterinin asıl ihtiyacını anlamaya çalışmalıdır.
“Biraz daha modern yapalım.”
Modern tasarımın bir ölçüsü varmış gibi davranmak da oldukça yaygın.
Ancak modern ne demek?
Minimalist mi?
Daha fazla boşluk mu?
Daha sade tipografi mi?
Daha canlı renkler mi?
Daha büyük görseller mi?
Daha teknolojik bir görünüm mü?
Müşterinin zihnindeki “modern” ile tasarımcının anladığı “modern” aynı olmayabilir.
Bu nedenle profesyonel tasarım sürecinde örnekler üzerinden konuşmak çoğu zaman daha sağlıklıdır. “Şu markanın şu sayfasındaki sadelik hoşuma gidiyor” demek, yalnızca “modern olsun” demekten çok daha açıklayıcıdır.
“Rakibimiz bunu yapmış, biz de aynısını yapalım.”
Bu cümle tasarımcı için başka bir uyarı işaretidir.
Rakibi incelemek elbette önemlidir. Ancak başarılı bir tasarımın amacı rakibin kopyasını üretmek değildir.
Bir rakibin renklerini, düzenini, sloganını veya genel tasarım dilini olduğu gibi almak markanın özgünlüğünü zayıflatabilir.
Daha iyi yaklaşım, rakibin neden başarılı olduğunu anlamak ve aynı problemi farklı bir tasarım yaklaşımıyla çözmektir.
“Apple böyle yapmazdı.”
Marka referansı vermek faydalı olabilir. Ancak tek bir markayı her projenin ölçüsü haline getirmek tasarım sürecini gereksiz şekilde kısıtlayabilir.
Üstelik Apple gibi büyük markaların tasarımlarının arkasında yıllarca oluşturulmuş marka stratejileri bulunur.
“Apple gibi olsun” demek yerine müşterinin aslında neyi sevdiğini anlamak daha mantıklıdır.
Sadelik mi?
Premium görünüm mü?
Az renk kullanımı mı?
Tipografi mi?
Minimalist arayüz mü?
Bunlar ayrıştırıldığında tasarımcı çok daha net bir çalışma ortaya koyabilir.
“Şunu da ekleyelim, ne olacak ki?”
Tasarımcıların “ne olacak ki?” cümlesinden çekinmesinin bir nedeni var.
Tek bir küçük değişiklik gerçekten küçük olabilir.
Ancak onlarca küçük değişiklik birleştiğinde projenin kapsamı tamamen değişebilir.
Bir web sitesine yeni bir bölüm eklemek, yeni bir sayfa hazırlamak, farklı mobil düzen oluşturmak veya yeni içerikler yerleştirmek başlangıçta küçük işler gibi görünebilir. Fakat bunların tamamı zaman ve emek gerektirir.
Bu nedenle profesyonel projelerde başlangıçta belirlenen kapsamın korunması büyük önem taşır. Kapsam dışına çıkan çalışmaların ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
“Son bir değişiklik daha.”
Tasarımcıların korkulu rüyası.
Çünkü “son değişiklik” bazen gerçekten son değişikliktir.
Ama bazen…
“Bir şey daha.”
“Şunu da deneyelim.”
“Rengi de değiştirelim.”
“Fontu da değiştirelim.”
“Logoyu biraz büyütelim.”
“Eski versiyondaki görseli geri getirelim.”
Ve proje yeniden başa döner.
Revizyonların tamamen ortadan kaldırılması zaten gerçekçi değildir. Önemli olan kaç revizyon yapılacağının ve her revizyon turunda hangi değişikliklerin değerlendirileceğinin önceden belirlenmesidir.
“Siz tasarımcısınız, daha iyisini bilirsiniz.”
İlk bakışta olumlu bir cümle gibi görünüyor.
Ancak hemen ardından genellikle şu gelir:
“Ben yine de logoyu büyütmek istiyorum.”
Tasarımcı profesyonel olduğu için müşterinin hedeflerini dikkate alarak en doğru çözümü önermelidir. Fakat müşteri de markanın sahibi olarak hedeflerini, beklentilerini ve iş ihtiyaçlarını açıkça anlatmalıdır.
İyi tasarım, tasarımcının tek başına karar verdiği bir süreç değil; uzmanlık ile müşteri hedeflerinin buluştuğu bir iş birliğidir.
“Ben beğendim ama eşim, arkadaşım veya patronum beğenmedi.”
Bu cümle tasarımcıların sık karşılaştığı başka bir senaryoyu ortaya çıkarıyor.
Bir tasarım hazırlanır.
Müşteri beğenir.
Sonra tasarım başka birine gösterilir.
Yeni kişi farklı bir fikir söyler.
Ardından tasarımcıya yeni değişiklikler gelir.
Bir süre sonra projede müşterinin ilk isteğinden çok, projeye dahil olan herkesin fikirleri görülmeye başlanır.
Bu nedenle tasarım geri bildirimlerinin mümkün olduğunca tek bir noktada toplanması ve karar vericinin baştan belirlenmesi proje sürecini ciddi şekilde kolaylaştırabilir.
“Bunu biraz daha sadeleştirelim ama daha fazla şey ekleyelim.”
İşte gerçek bir tasarım paradoksu.
Daha sade olsun.
Ama bütün bilgiler de kalsın.
Hatta birkaç yeni bölüm daha ekleyelim.
Tasarımcı açısından burada asıl soru önceliklendirmedir.
Bir tasarımda her şey aynı anda öne çıkamaz. Bir unsurun daha fazla dikkat çekmesi için başka bir unsurun geri planda kalması gerekebilir.
Bu nedenle “her şeyi gösterelim” yaklaşımı yerine kullanıcıya verilmek istenen ana mesajın belirlenmesi daha sağlıklı olur.
Tasarımcıları gerçekten ne çileden çıkarıyor?
Aslında sorun müşterinin değişiklik istemesi değil.
Sorun, değişikliğin neden istendiğinin açıklanmamasıdır.
“Logoyu büyüt” yerine “markanın daha görünür olmasını istiyorum” denildiğinde tasarımcı farklı çözümler üretebilir.
“Daha modern yap” yerine “rakiplerimiz daha sade görünüyor, bizim de daha premium görünmemizi istiyorum” denildiğinde hedef çok daha net hale gelir.
“Hiç beğenmedim” yerine “renkler markamızın hedef kitlesine fazla genç geliyor” denildiğinde tasarımcı sorunun nerede olduğunu anlayabilir.
Yani iyi geri bildirim, tasarımcıya ne yapacağını değil, hangi problemi çözmesi gerektiğini anlatır.
Sonuç olarak
Tasarımcı ve müşteri arasındaki ilişki aslında bir mücadele olmak zorunda değil.
Müşteri kendi hedefini ve beklentisini açıkça anlatır, tasarımcı da uzmanlığıyla bu hedefi görsel bir çözüme dönüştürürse süreç çok daha rahat ilerler.
“Logoyu büyütelim”, “biraz daha pop olsun”, “birkaç alternatif daha göster”, “son bir değişiklik” veya “içime sinmedi” gibi cümleler ise tasarım dünyasının klasikleşmiş ifadeleri olmaya devam edecek gibi görünüyor.
Çünkü tasarım yalnızca renkleri ve yazıları bir araya getirmekten ibaret değil. İyi tasarım, doğru problemi anlayıp doğru çözümü bulma işidir.
Ve belki de tasarımcıların duymak istediği en güzel müşteri cümlesi hâlâ çok basit:
“Neden böyle yaptığınızı anladım, gerçekten güzel olmuş.”
